Oturdum bir köşeye, bilgisayarı açtım, bir yandan da müzik dinliyorum.
Sertab Erener açtım önce, sonra daldan dala atlarım herhalde.
Sabahtan ise Sevgicanlarda güzel bir kahvaltı yaptık, üstüne de kahve keyfi ve tatlı muhabbet.
Kızımız içeride günlerini geçirmeye devam ederken biz de dışarıda günlerimizi benzer bir rutinde sürdürmeye devam ediyoruz.
Sanki kızımızın gelme günü yaklaştıkça bende aksi yönde bir düşünce oluşuyor. Daha varmış gibi düşünüyorum, oysa yarın bile bizimle olabilir artık.

Düşününce heyecanlanıyorum, belki biraz da kaygılanıyorum.
Bak şimdi yazarken bile biraz heyecanlandığımı hissediyorum :)
Görmediğimiz birini özlüyoruz bugünlerde.
Hayatımıza yeni katılacak minik kızımızı deli gibi merak ediyoruz ya.
Jasocan diyordu da, şimdi anlıyorum ne demek istediğini :)
Ama hiç öyle büyük laflarım yok kızımızla ilgili.
Geleceğiyle ilgili büyük büyük hedeflerim yok.
Mutlu olmasını bilmesi herhalde en çok isteyeceğim şey. Bütün duyguları yaşayacak tabiki de, hangimiz yaşamıyoruzki.
Ama nihayetinde kendi mutluluğu, huzuru için ne yapması gerektiğini bulabilecek isteğe, güce sahip olsun isterim. Tabi bu süreçte de her zaman yanında beni ve babasını bulacağının güveniyle :)

Kendisini bulmasında yardımcı olur böyle şeyler.
Bisiklete binsin, çiçek eksin, kurabiye yapsın, dikiş diksin, örgü örsün, başka kültürler görsün, yeni lezzetler tatsın, yeni arkadaşlıklar edinsin, müzik dinlesin, müze gezsin, resim yapsın, müzik aleti çalsın, yeniliklere, farklılıklara açık olsun.
Ama tabi öğrendiklerini kendi süzgecinden geçirmeyi de bilsin. Kendini bulduğu şeyin peşinden gitsin, başkasının hayalinin peşinden değil.
Herkesin tek ve biricik olduğunu da bilsin.
Herkes kendi başına bir mucize.
Herkesin hikayesi kendine özel ve eşsiz.
Ela Kahyaoğulları da mucizenin kendisi, bunu hiçbir zaman unutmasın.
Çok güzel bir hikaye onu bekliyor.
Biz de seni bekliyoruz bizim biricik, özel kızımız :)